ZAMANI GELDİĞİNDE…
Her sporcu bir döneminde performansının en üst seviyesine çıkar, sonra inişe geçer. Elbette reflekslerin yavaşladığı, sinirlerin zayıfladığı, kolların kalkmadığı, ayakların gitmediği bir an gelecektir. Çoğu sporcu için bu belirtiler artık bırakma zamanının geldiğine işarettir. Ancak bazıları da bunlara hiç aldırış etmez. Yeni yetmelerce geçilmeyi umursamadan spor kariyerlerini sürdürürler. Kimisi küllerinden doğar, kimisinin içindeki ateşse hiç sönmez.
Evet neden böyle bir giriş yaptım diye düşünebilirsiniz. Kuşkusuz başarı insanları amaç üretmeye yönlendiren önemli bir kelime. Hepimiz bir alanda başarılı olmak için hedefler koyar ve ona göre yaşantımızı şekillendiririz. Ama spor kültürüyle yoğrulmuşsanız bir kere yutmuşsanız o salonun tozunu 100 yılda geçse aradan vazgeçemezsiniz uğraştığınız spordan… ve tıpkı aşağıdaki hikayede olduğu gibi gerçeklerle karşılaşırsınız zamanı geldiğinde…
Uzun kavak ağacının hemen yanında bir kabak tohumu filizlenerek boy göstermiş. Küçük filiz, bahar ilerledikçe kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurlar ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyüyor. Nerdeyse kavakla aynı boya gelmiş. Bir gün kavağa sormuş:
- Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?’
- On yılda, demiş kavak.
- On yılda mı? diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak.
- Doğru, demiş kavak ağacı, doğru.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye başlamış, sonra da yapraklarını düşürmeye, soğuklar şiddetini artırdıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.
Sormuş endişeyle kavağa:
- Neler oluyor bana ağaç?
- Ölüyorsun, demiş kavak.
- Niçin?
- Benim on yılda geldiğim yere iki ayda gelmeye çalıştığın için.
Ve birileri de gerçeklerle karşılaşır tıpkı yukarıda ki hikayede olduğu gibi tabi ki ZAMANI GELDİĞİNDE…
VOLKAN ŞİRİNOĞLU
21.01.10















