25 Temmuz 2010
Ahlak, rekabet ve kalite spora katılımın nedenini oluşturur. Tam da sporumuzun bu günlerde duyarlığına gereksinim duyduğumuz bir tema. Sporun güzelliklerini bu üç değer üzerinden izlemek bir eğitim, bir kültür olgusu olmalı. Spor etkinliklerine insan; hareket etmek, eğlenmek, beceriler kazanmak, kendini ifade etmek, bir grubun üyesi olmak, kendini yeterli hissetmek, başarı göstermek ve kazanmak ister. Bu duygular spor ortamlarının olumlu
etkileşim duygularıdır. Sporda bir de yaşamak istemediklerimiz vardır. Örneğin, hareketsiz kalmak, sinirlendiren olaylar yaşamak, kendini beceriksiz, yetersiz hissetmek, başarısızlık, yenilgi, haksızlık, utanç duyma ve düşmanlık hissi gibi duygular ise sporun olumsuz etkileşimini vurgular. Etik değerler içinde kaliteli rekabet, sporda olumsuz etkileşimin olumluya dönüşmesinde sağlayabilir. Rekabet eğer güzellikleri üretmeye yönelik olduğunda spor, yapmaya ve izlemeye değer olur. Tarafsız bir izleyici sporu niçin izler? Birinin ya da bir takımın diğerini yenmesinden çok yapılan etkinliğin kalitesi sporu izlettirir. Sporda kalite yoksa izlemekten vazgeçer. Taraftar ya da aşırı taraftarlık kaliteden çok galibiyetin peşindedir. Seyredilebilir, yaşanabilir ve paylaşılabilir güzellikler sporu spor yapan değerleri oluşturur.
Güzellik ve mükemmellik sporu izlenmeye değer yapan en önemli özelliklerdir. Sporun gerçek mükemmelliği, yüksek rekabeti ateşleyen, kimin kazanıp kimin kaybettiği dikkate alınmadığında ortaya çıkar.
Sporda rekabet gereklidir. Rekabetçi yapısı ile spor bir yaşam rolü, bir yaşama deneyimidir. İnsan rekabete yatkındır, rekabetçi bir dünyada başarılı olmak için bu gereklidir. Rekabet karakter gelişimi ve özgüven kazandırır. Rekabette hedef mükemmelliktir ve ilginin sürekliliğini sağlar. İnsan başkalarına karşı üstün gelmeyi bireysel başarı olarak görür. Rekabette kurallara uyma, adil ve tutarlı bir oyun anlayışı, ödül ve ceza yaşanır. Günlük yaşamın adeta sahneye konulmuş bir oyunu gibidir. Ancak rekabette bazı gerçekler herkesin beklediği gibi gerçekleşmez. Bir yarışmada bir kazanan, katılımcı sayısına göre birçok kaybeden vardır. Kaybedenler için spor olumsuz bir etkileşimdir. Bir koşu yarışmasını düşünün: bir kişi galip diğerlerinin mağlup olduğu bir etkileşim vardır. Bir futbol maçını düşündüğümüzde oynayan ve izleyenlerin yarısının olumlu yarısının ise olumsuz duygularla sahadan ayrılacağı nerdeyse kaçınılmazdır. Öyleyse sporda herkesin galip gelerek olumlu duygularla sahadan ayrılması beklenebilir mi? İyi düşünüldüğünde o kadar da olumsuz olması gerekmediğini anlamak mümkün. Oyunun kuralları ve ahlak değerleri içinde sporcunun, elinden geleni yaptığına inanarak, sporun güzelliklerini kabullenmeyi öğrenen herkes olumlu duygularla sahadan ayrılabilir.
Kaliteli bir spor ve bir ahlak kalitelisi konu edildiğinde, spor ve ahlak ayrılmaz bir bütünü oluşturur. Sporun kalitesini sporun kendi kuralları ve bu kuralları da toplumun değer yargıları oluşturur. Sporun kuralları adil bir oyun ortamı oluşturmuyorsa bu, spor olmasa gerektir. Hangi spor türünü toplumsal değerlerin dışında düşünebiliriz? Ahlak değerleri de toplumsal değerlerle örtüşmelidir ki biz buna ahlak diyebilelim. Sporda kalite rekabetin oluşturduğu düşmanlıkları da azaltabilir. Taraftarlar rakip sporcu ya da takımın güzelliklerini taraftarı olduğu sporcuya ya da takımına dönük silah olarak görmemelidir. O güzellikleri kabullenmeyi kutlayabilmeyi ve alkışlayabilmeyi bir kültür olarak yaşamalıdır. Spor kültürü, etik değerlerle bezenmiş rekabetin ortaya koyduğu mükemmelliği benimser. Mükemmelliğin taraftarıdır. Sporda mükemmellik, etik değerlerle yoğrulmuş, toplumun beğenisini kazanmış insanın güzellik ideallerini sergilemelidir.
Volkan ŞİRİNOĞLU















